Siyaset Nereye Koşuyor 1; Dünya
![]() |
| Başlık ekle |
İdeolojilerden
arındırılarak kırmızı fiyonklu yaldızlı ambalajda “devleti yönetme sanatı” diye
sunulan siyaset, devleti kimin kimler adına ne tür bir temsiliyet üzerinden, hangi
yetki ile, yetkiyi hangi yöntemlerle alarak nasıl yönettiği, bunun gerçekten
sanatsal bir yönü olup olmadığı veya sanatsal bir yönünün kalıp kalmadığı açısından
sorgulanmalı ki, yöneten yönetilen ikiliği içinde sınıfsal olarak düştüğümüz
pozisyonun gerçekte ne olduğunu ve bugünlerde tekrar açılan ambalajın altında
duran polis copunu görebilelim.
Toplumların ne
ölçüde huzur, refah ve barış içinde sağlıklı yaşayabildiği, geleceğe güvenle
bakabilmesi için gerekli koşulların ne ölçüde yaratıldığı ve sürdürülebilir kılındığı
mevcut siyasal düzenin meşruiyeti açısından gösterge olduğuna göre, dünyadan
başlayarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu koşullarda panoramik bir tura çıkıp hem
salgın koşullarında nefes darlığı çeken o meşruiyetin son durumuna ve aklanma
çabasına tanıklık edelim, hem bu düzene mahkum edilen toplumların nasıl olup da
düzenin fişini çekemediğini anlamaya çalışalım.
Salgın,
bütün dünyada kapitalist düzenin asıl yüzünü teşhir etmeye devam ediyor. Gelişmiş
ve gelişmekte olan ülke liderleri ve hakim düzenden beslenen kesimler temel
sorunun üzerini örtmek için benzer yöntemler kullanıyor; İnsanları borçlandırarak
yaratılan suni ve geçici refah, büyüklere teşvik küçüklere sosyal yardım
paketleri, suni olarak yükseltilen borsalarla “her şey çok güzel olacak”
motivasyonu, kutsal kitaplarla tertiplenen “sabır” ayinleri ve bütün bunlarla
yetinmeyenlere polis copu!
Salgının
yarattığı olumsuz koşulların boyutları nedeniyle, en iyi ihtimalle 2022
ortasına kadar “normale” dönemeyeceğimiz, o normallerin temsilcisi olan IMF,
Fitch Ratings vb gibi kurum ve kuruluşlarca da kabul ediliyor. Gevelemeyelim;
Önümüzdeki on yıl boyunca etkisi derinden hissedilecek bir krizle başbaşayız.
Bu tesbiti
yapan kuruluşlardan Fitch Ratings, 2020’de dünya ekonomisi için küçülme
tahminini %3.5’tan %4.5’a, Türkiye için de %2’den %3’e revize etti. Mevcut
tabloya kıyasla oldukça iyimser tahminlerde bulunan Fitch, 2021’de ise dünya
için %5 büyüme bekliyor. Ancak, bu müjdenin verdiği heyecanla %4.5 küçülmenin ardından
(eğer gerçekleşirse) %5 büyüme ile, bir önceki yıl gerçekleşen kaybın tamamının
telafi edilemeyeceği gerçeği dikkatlerden kaçıyor. Zira, hasar durumu henüz tam
olarak anlaşılamamışken, o %5 büyümenin nasıl bir enkazın üzerinde hangi ülke, sektör
ve şirketlerle gerçekleştirileceği başka ve uzun bir yazı konusu. Sadece, o %5
büyüme ile ulaşılacak “normalleşme”den sokaktaki vatandaşın payına bir şey
düşmeyeceğini, tersine sorunlarının derinleşerek devam edeceğini söylemekle
yetinelim.
Daha
gerçekçi bir diğer rapora göre, salgın bitse bile salgın öncesindeki ekonomik
aktivitenin %40’ı geri gelmeyecek. 2020’de ABD ekonomisi %7.3, AB %8.6
daralacak. 2009’dan bu yana ortalamanın altında devam eden sabit sermaye
yatırımları duracak. Sabit sermaye yatırımları içindeki payları itibarıyla
enerji, turizm, perakende en önemli sektörleri oluşturuyor ve umut vermiyor.
Bu, salgının yarattığı devasa işsizliğin ve bağlı sorunların uzun süre kalıcı
olacağı anlamına geliyor.
İşsizlik,
gelir kaybı ve borçlanma bu kadar kritik seviyelere ulaşmışken ABD, AB hatta
Uzakdoğu borsalarının salgının ardından oluşan ciddi kayıplarını neredeyse geri
aldıklarını hayretle izliyoruz. Sadece ABD için, borsaların FANGMAN (Facebook,
Amazon, Netflix, Google, Microsoft, Apple, Nvidia) hisseleri öncülüğünde
“coştuğunu”, geriye kalanların ise sürünmeye devam ettiğini söylersek, herhalde
kısa özet yapmış sayılırız. İkinci dibe kadar, “show must go on!”
Ara kriz
dönemlerini saymazsak, 1929 buhranından başlayarak 1971’de ABD’nin Bretton
Woods anlaşmasından çekilmesiyle oluşan krize kadar olduğu gibi, yaklaşık 40
yılda bir oluşan ve derinleşerek devamındaki on yılı tarumar eden büyük
krizlerden ikincisi ile karşı karşıyayız. Finansal sermaye döngüsünün
kurallarını değiştiren, reel ekonomik döngüye derinlemesine işleyen ve bunu
yaparken iktidarları değiştiren büyük dönüşümlerden ikincisi başladı ve
önümüzdeki yıllara şimdiden ipotek koydu. Kölelik yeniden vizyonda!
Bu arada ABD,
trilyon dolarlık teşvik paketleriyle krizi aşmaya çalışırken başını ırkçılığa çarptı.
Salgının daha görünür kıldığı temel sorunların üstüne, Afro-Amerikalı vatandaş
George Floyd’un ABD polisi tarafından öldürülmesi bardağı taşırdı. 1960’lardan
bu yana ABD’de başlayan en büyük protesto gösterilerine karşı uygulanan polis
şiddetini görmezden gelen ve alışılageldiği üzere “işyerlerinin camlarının
kırılmasından” yakınan Trump, İncil’i kapıp kilisenin yolunu tuttu. Sadece uluslararası ilişkiler bağlamında değil, iç
siyasette de kutuplaşma politikasıyla ayakta durmaya çalışan Trump için ters
tepmesi muhtemel çok tehlikeli işler bunlar.
Avrupa’da
ise, Almanya ve Fransa’nın öncülük ettiği 550 milyar Euro büyüklüğündeki
paketin sorunları çözmekte yetersiz kalabileceği endişesi ve salgın sürecinde
yalnız bırakılan İspanya ve İtalya’da sıkıntıların had safhaya ulaşmasıyla,
kardeşlik ve dayanışma projesi olarak sunulan Avrupa Birliği’nin “ortak
değerler ve birlik” anlayışı sorgulanır hale geldi. İtalya’nın da ayrılma
sürecine girmesi olasılığının Brexit’ten sonra AB için ikinci bir sarsıntı yaratabileceğinden
endişe ediliyor. Bütün bunlar, mevcut iktidarlara karşı aşırı sağı besleyecek
doğal ortamı kendiliğinden oluşturmakla kalmıyor, hem AB hem dünya ekonomisi
için krizi derinleştirecek artçı depremlerin tetiklenebileceği anlamına
geliyor.
Brezilya,
Meksika, Rusya, Ortadoğu ülkeleri için temel ekonomik dayanak olan petrol
fiyatları 2020 başında 55-60 dolar iken 35 dolar seviyesine indi. Örneğin Suudi
Arabistan’ın yabancı para rezervi, Nisan’da üst üste ikinci ay da düşerek 464
milyar dolardan 443 milyar dolara geriledi. Bütçe açığını kapatacak petrol
fiyatı 80 dolar civarında olması gerekirken, güncel fiyatların kısa süreli olarak
40 dolar düzeyine dokunsa bile ardından 35-40 dolar aralığında seyredeceği
öngörülüyor. Geçimini önemli ölçüde petrolden sağlayan ülkeler, talebin de
düşmesiyle beraber dünya ekonomisi ve finansal ilişkiler ağı içindeki payları
ölçüsünde krizin derinleşmesinde birer faktör olarak beliriyor.
Başta
tedarik zincirinin kırılmasıyla, dış ticaret ağı üzerinde birbiriyle
bağlantıları ve ağırlıkları ölçüsünde yeniden toparlanmak için ülke ekonomileri
diğerlerinin toparlanmasına kilitlendiğinde, genelde bu kilitlerin yeni çatışma
alanları ve bölgesel savaşlar üretilerek açıldığını tarihten biliyoruz. Bu,
karakteristik olarak, sorunun kaynağı olan kapitalist sistemin yarattığı
sorunları emperyalist güçler eliyle çözme pratiğidir.
Yazımıza ikinci bölümde, dünya ile dış ticaret ilişkileri üzerinden bağlanacağımız Türkiye ile devam edeceğiz. Salgın koşullarında, siyasetsizliğin bir siyaset olarak nasıl virüs gibi iktidarın iliklerine kadar işlediğini teşhis ettikten sonra konunun iktidarla da sınırlı kalmadığını, meğerse siyasetsizlik virüsünün muhalefete de bulaştığını ve aslında COVID-19’dan önce başlayan bir başka salgınla karşı karşıya olduğumuzu birbirimize itiraf edeceğimiz bir seans düzenleyeceğiz. Beklerim.



Yorumlar
Yorum Gönder