Darbe mi, Seçim mi?
Darbe mi, Seçim mi?
Son günlerde karşılıklı suçlamalar eşliğinde yürütülen
tartışmalara baktığımızda, Türkiye’de şu an hiç olmaması gereken ve mevcut şartlar
itibarıyla olması mümkün görünmeyen iki konu her an olabilirmiş telaşıyla
tartışılıyor; Darbe ve seçim.
Muhalefet bütün iradeyi iktidara teslim etmişken, başkanlık
sistemi sayesinde kararlar hızla alınırken, faiz ve enflasyonla nasıl mücadele
edileceğini göstermek için ekonomi yönetimini bizzat üstlenen dünya lideri
Erdoğan dış politikada da kuyruğu birbirine değmeyen kırk ayrı denge kurup
Türkiye’yi şaha kaldırırken, değil mi efendim, hele de 2018 ve 2019 yıllarını
seçimlerle geçirmiş ülkemizde şimdi tutup seçim tartışması, darbe kapışması
yapmanın alemi var mı? Normalde yok.
Evet, normal şartlar altında seçim gerekli olmadığı gibi, darbe de mümkün değil. Ancak şartlar normal değil.
Bir tuşla yüzelli tesisin birden, kaçının kim bilir
kaçıncı kez açıldığı törenlerde yapılan konuşmalarda bile mutlak surette darbe
vurgusuyla hafızaların tozunun alındığına şahit oluyorduk.
Yalnız, iktidarın olgudan algı sağmaya çalıştığı bu süreçte,
ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation’ın Türkiye ile ilgili
yayınladığı raporda yeni bir darbe ihtimaline vurgu yapması, soğuk Şubat günlerinde
sıcak darbe tartışmalarına vesile olup gündemi ısıttı.
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun, katıldığı TV
programında “Bir erken seçim görüyor musunuz?” sorusunu yanıtlarken, kendi açıklamasına
göre normal seçim dışındaki erken ve baskın seçim alternatiflerini
kastetmek için kullandığı “iktidarın başka bir şekilde de gidebileceği” ifadesinden
nem kapan ve bunu “darbe iması” olarak okuyan RTÜK’ün ilgili TV’ye ceza yazıp
darbe tartışmasının kurdelesini kestiği yerden konuya giren Erdoğan, CHP’yi “darbe
hevesinde olmakla” suçladı.
Özellikle 15 Temmuz’dan sonra iktidarın darbe konusunu her
fırsatta gündemde tutması boşuna değil. Seçmenini ölüm listeleri hazırlayacak
ölçüde konunun içinde tutmanın bir ayağı ekonomik krizin etkileri ile dağılmaya
karşı tabanı bir arada tutmak ise, diğer ayağı olası seçimlere bir blok olarak
hazırlanmak, sonrası için de kitleyi diri tutmaktır. Ne demek sonrası? AKP, olası
bir erken veya baskın seçimde umduğu sonucu elde edemez ise her ne bekliyorsa
o. 15 Temmuz’da Erdoğan tarafından sokağa çağrılan kitlenin, silahlanarak
hazırlandığını her fırsatta söylediği şeydir bu, evet.
Erdoğan, darbe meselesini aba altından çıkarıp sopa gibi sallayadursun,
Kılıçdaroğlu çıkıp İYİ Parti’ye yaptıkları gibi, seçim olursa Gelecek Partisi ve
DEVA Partisi’ne de grup kurabilmeleri için destek vereceğini açıkladı. Destek
verdiği İYİ Parti bir süredir Cumhur İttifakı’na göz kırparken bunu söylemek,
sadece tarihten ders almamakla açıklanabilir bir yaklaşım değil tabi. “Basiretsizlik”
demek de, böylesi durumlar için oldukça hafif kalıyor.
Darbe modundan sonra seçim modunun da aktif hale getirildiği
tartışmalara, güya kayyum atamalarına rest çekmek için HDP de “Hodri meydan” deyip
seçim önererek daldı. Bu da, 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri iktidar
tarafından dizayn edilen kısırdöngü içinde debelenerek muhalefet geliştirmek
şöyle dursun, iktidarın değirmenine su taşıdığını fark etmemek değilse, artık
açıkça herkesin kendisine biçilen rolü mutlu mesut oynarken kendi payına düşen
repliği okuduğunu gösterir. Bunun da basiretsizlik sayılamayacak ölçüde bir
saflık olduğuna itiraz edilecek ise, o durumda “ne karşılığında?” diye
sormak kaçınılmaz hale gelir.
AKP’nin, Türkiye’yi uluslararası finans piyasalarında içine
düşürdüğü son durumun işaret ettiği sorunlar ve bu sorunların epeydir süregelen
yönetim krizine eşlik etmesi nedeniyle, bilinen anlam ve bağlamının çok
dışında bir seçim gündemi oluşabilir.
Ayrıca iktidarı geçtim, yukarıda adı geçen istisnasız tüm
muhalefet partilerinin, 7 Haziran 2015 seçimleri ve 1 Kasım 2015 seçimlerine
kadar olan süreç sanki hiç yaşanmamış gibi davranmaktan derhal vazgeçmeleri
daha hayırlı olur.
Buna rağmen, normal şartlarda meclis aritmetiği, seçim takvimi veya mevcut sorunlara somut çözüm üretme imkanı yaratmak açısından böyle bir gereklilik, niyet ve güç yokken seçim ve darbe tartışmalarının ısrarla kendine dayanak araması, olası seçimin bir darbe veya darbenin kaçınılmaz bir seçim olarak topluma dayatılması ihtimalini güçlendiriyor.


Yorumlar
Yorum Gönder