“Terör” Karşısında Devlet Refleksi; Canlı Bombadan Beter!
Cumhuriyet Gazetesi, kaç gündür yazıyor. Devlet, 10 Ekim’de Ankara Garı’nda patlayan bombalardan haberdardı. Üstelik, yirmi beş gün öncesinden ve canlı bombanın ismine varana kadar tüm detaylarıyla. IŞİD patentli canlı bombanın Ankara’ya gireceği saatlerde, polis kontrol ve aramalarının durdurulmuş olması ve benzer şüpheleri şimdilik bir kenara bırakalım. Konu, Mülkiye Başmüfettişi ve polis başmüfettişlerinin hazırladığı raporlarla sabit. Kimsenin umurunda değil.
Asgari demokratik ve hukuki işleyişe sahip ülkelerde devlet, güvenlik birimlerine ulaşan istihbaratları öncelikle vatandaşlarını koruma kollama görevini yerine getirmek için kullanır. Öncelikle, can kayıplarını önlemek veya en aza indirecek önlemleri almak için. Oysa hatırlayın, “sorumlu devlet adamı” olarak Erdoğan, o sorumluluğu ezecek saçmalıkta bir yaklaşımla, Ankara’da patlayan bombalara değinen konuşmasında, tren garının da zarar gördüğünden dert yanıyordu.
Ankara Garı’nda, 102 insanın yaşamını yitirdiği ve çok daha fazlasının yaralandığı o korkunç patlamadaki “ihmal”, artık devletin bu ve benzer olaylar karşısındaki refleksinin esastan sorgulanmasını gerektirecek boyuttadır. Çünkü bu tutum, yakalanabilecek bir canlı bombanın kendisinden beter bir tehlike arz ediyor. Ama biliyorsunuz, Davutoğlu’nun dediği gibi, ellerinde listesi olmasına rağmen, canlı bombalar da kendini patlatmadan yakalanamıyor!
Hrant Dink’in öldürülmesinde de devletin tutumu buydu. Dava yıllar sürdü. Ortaya çıkan belgeler sonrası istihbaratın gizlendiği ortaya çıktıkça, lütfen gerçekleşen tutuklamalar sonrası davanın seyri, bir başka süreçle örtüştü ve değişmeye başladı! Devlet katındaki yetkililer, polis ve istihbarat şefleri sorgulandı, tutuklandı. Ancak, elbette henüz sonuçlanmadı. Çünkü, tutuklamalar bir başka iç hesaplaşmanın sonucu olarak gerçekleşiyordu.
Ankara’daki son bombalama olayının ardından, REDaktif’in belgesiyle paylaştığı TSK iç yazışmasından da görünen o ki, halkı tehdit eden bu tür terör olayları karşısında devlet refleksi, kendi personelini uyarmakla yetiniyor! Bu kadarını yapmak, devlet için yeterli görülüyor ve halk korumasız biçimde terörle, ölümle karşı karşıya bırakılıyor.
Bu tutumu, “kendini patlatmadan yakalanamayan canlı bombalar” ve 102 kişinin öldüğü patlamada “zarar gören tren garı”yla birleştirdiğinizde, ortaya çıkan tablo, işin ciddiyetinden bu derece uzak kalmayı tercih ederek kendi halkını ölümlerin kucağına bile bile bırakan devletin, bütün bu olaylardan elde etmeyi beklediği başka çıkarlara işaret ediyor; Ölenlerin ardından, geride kalan halka bırakılan korku, sindirilmişlik ve muhalefetin söndürülmesi.
Ve tabii, halkın kendisini koruması gereken bir gücün de “devlet” olduğu, ciddi biçimde sorgulanması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.
Elde kalan, terörden beslenen ve nemalanan devletin ülkemizdeki karşılığı olan Saray Rejimi’nin halka karşı güttüğü “ali menfaatleridir” ve bunların her biri bütün ilişki ağı ile tek tek teşhir edilmelidir.



Yorumlar
Yorum Gönder