CHP, 35. Kurultay, Magazin Forever!
Evdeki muhalefeti çarşıya uyduramayınca, çarşıdaki halini eve uyduran CHP, 35. gayet “olağan” kurultayını kazasız belasız tamamladı.
Kılıçdaroğlu, “Korku imparatorluğunu yıkacağız” sloganıyla göreve geldiği 22 Mayıs 2010’daki 33. Kurultaydan bu yana, altı yılda üç genel ve bir yerel seçim, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve bir referandum olmak üzere toplam altı seçim kaybetti. Üçü olağan, toplam yedi kurultay geçirdi. Buna rağmen, rakipsiz girdiği bu son kurultaydan da yine yeni genel başkan olarak çıkmayı başardı! Oluşturulan PM ve MYK’ya, yayınlanan 21 maddelik kurultay bildirisine bakılırsa, ülkede yaratılan korku imparatorluğunu yıkmaya değil ama “kaygıyla izlemeye” yeminli bir CHP’nin inşaası tamamlanmış görünüyor. Başta CHP delegesine, seçmenine, CHP’ye oy atan sağ eline sol eliyle suçüstü yapmış tüm “yoldaş”lara ve tabi iktidara hayırlı olsun! Bu tablodan bir tek memlekete hayır çıkmaz.
Sosyal medya hesaplarında paylaştığı on haberden dördünü Acun ve Esra Erol’a ayıran Cumhuriyet Gazetesi, CHP kurultay sonucunu “Büyük Değişim” başlığıyla duyurdu!
Neydi büyük değişim?
Suruç katliamının gerçekleştiği gün, AKP ile koalisyon görüşmelerinin ikinci turunu tamamlayıp, görüşmenin “çok yapıcı, centilmence ve başarılı” geçtiğini sırıtarak anlatan Haluk Koç’un yerine, parti sözcülüğünü bundan böyle Kemal Derviş’in gözdesi olduğu söylenen Selin Sayek Böke’nin yürütecek olması mı? Hayatı boyunca milletvekili seçildiği Samsun’a ve kendi ilçesi Çarşamba’ya parti adına hiçbir katkısı olmamış Haluk Koç’un, bu seferde İdari ve Mali İşler’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak tekrar MYK’ya girmesi mi? Gürsel Tekin’in değil de, ondan daha çok oy alan Atilla Taş’ın az kalsın PM’ye girecek olması mı? Kılıçdaroğlu’nun iki PM aday listesini de delip geçen İlhan Cihaner’in değil de, delege ağalığının partide kökleşmesini izleyerek hayatını geçirmiş Tekin Bingöl’ün Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak tekrar MYK’ya girmiş olması mı? Kılıçdaroğlu’nun, anahtar listesini delen 20 PM üyesinden hiçbirini MYK’ye almaması mı, büyük değişim?
İslami faşizmi kuşanmış devlet aygıtının yönetimini ve yargısını tek adam elinde toplayan Saray Rejimi’nin, burjuva parlamenter sistemin kepenklerini yarıya kadar indirip, içerde sermaye sınıfını oluşturan grupların finans ayağından başlayarak medya ve şirketlerine el koyduğu, diğerlerini de tehdit edip kapısına dayanarak “özgürlükçü” liberal düzene tecavüz ettiği, liberal düzen temsilcilerinin de bütün bu olup bitenler karşısında ancak “endişelerini” ifade edebildikleri ve o pek “sert mesajlar”ı mırıldandıkları tiyatro, ülkenin yarısını saran savaş konsepti ve diğer yarısında patlayan bombalar eşliğinde sürüyor. Tamam. Gelişmeler şu ana kadar biz komünistler, sosyalistler, devrimciler, ilericiler ve barış yanlıları için öldürücü, onlar açısından sadece “sarsıcıydı”. Ancak, Eczacıbaşı’nın kalkıp “başkanlık sistemi de gelse dert etmeyeceğini, sermayenin güvenliğinin daha öncelikli olduğunu” ifade ettiği noktanın önüne, AKP’li özel harekatçılarca saldırıya uğrayan Ahmet Hakan’ın kırılan burnu kadar bir farkla geçildi! Sistem açısından, savrulmanın yönünü tayin için buraya bakılabilir.
CHP de “Büyük Değişim”le, sunulmak istenenin aksine bu sürece uyum gösteren bir bilinçli tercihle yönetilmektedir. Bu haliyle CHP yönetimi, bırakalım kendisinden ilerici, devrimci çıkış bekleyen sol seçmeni, kendi kurucu ilke ve değerlerine sahip çıkmanın da çok uzağındadır. Sonra kimse, yok biz duymadık, görmedik, aslında öyle sandıydık, kandırıldık, demesin!
Sınıf tahlili de, Haluk Koç’un buyurduğu gibi Sedat Peker’in üçüncü sınıf bir mafya babası olduğunu tesbit etme aracı olmanın ötesinde bir siyasi argümandır. Sosyal Demokrasi, Kemalizm, Ulusalcılık, Neo-Liberalizm, Altı Ok geleneği ve meclis kürsüsünde kalkan sol yumruklar arasında salınıp duran CHP için ideoloji, ağrılı ve ateşli seyreden hastalıklı bir konudur. İdeolojik bir netliğe kavuşmadan, ne kendini aşabilir ne de her seçimde takıldığı o %25’lik beton bariyeri. CHP özgürleşmeden, Türkiye’ye özgürlük vaad edemez. Delege ağalığı düzeninden, kendi içinde delegeleri kontrol eden feodal yapılardan kurtulmadığı sürece demokrasi de vaad edemez. AKP ile, AKP’ye benzeyerek mücadele edebileceği safsatasının bir politika olduğu zannından kurtulup, emperyalizmden beslenen bu İslami hegemonyayı kırmayı önüne ödev olarak koymadan “özgürlükçü demokrasi”yi de savunamaz. Bütün bu gidişatın bir sonraki adımı, Kılıçdaroğlu’nun takkeyi takıp Kocatepe Camii’nde laikliğin cenaze namazını kıldırmasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun, altı yıl önce göreve geldiğinde CHP’yi “değişimci ve devrimci” ilan ederken sarıldığı “özgürlükçü sol”dan, tekrar genel başkan seçildiği 35. kurultayın sonuç bildirgesinde “özgürlükçü demokrasi”ye doğru gevşemesinin kısa hikayesi budur; Devrimcilikten demokrasicilik oyununa CHP!
Bu noktadan geri dönmeyi düşünecek olursa, ilk çıkış noktası olarak kendi milletvekili İlhan Cihaner’e kulak vermeli, “Mevcut anayasayı bile askıya almış bir AKP iktidarı ile anayasa yapmaya kalkışmanın, hatta anayasa tartışmasına girişmenin AKP’nin tüm suç ve günahlarını temize çekmeye yarayacağını, faşizmin yerleşmesine hizmet edeceğini” görmeli ve AKP ile anayasa görüşmelerinden derhal çekilmelidir.
Yoksa “Türkiye Solu” ifadesi, CHP’nin bu halini de kapsayacak kadar geniş değildir!
…
Yazının Tamamı; RED Dergisi, Şubat-Mart 2016, Sayı 102 ‘de yer almaktadır.
Bu yazı, kapatılan REDaktif sitesinde 10 Mart 2016 tarihinde yayınlanmıştır.



Yorumlar
Yorum Gönder